Fıkralar.us bloguna hoşgeldiniz !

Internetin en çok aranan fıkraları bu sitede...
Çatlayana kadar gülmek mi istiyorsunuz?
Arkadaşlarıma anlatabileceğim fıkralar öğrenmek istiyorum mu diyorsunuz?
Fıkra repertuarına yeni fıkralar mı eklemek istiyorsunuz?
İşte hepsi burada ve tek adreste...

Aralık 30 2009

Sütuna Dikkat

Etiketler : , , , , ,

Almanya’da vefat eden bir kadın için kilisede cenaze merasimi düzenlenir.

Cenaze görevlileri törenden sonra defin için tabutu taşırken, tabutun önünü yanlışlıkla kilisenin sütunlarından birine çarparlar.

Bu esnada tabutun içinden bir inilti sesi duyulur. Tabut açılır ve öldüğü zannedilen kadının yaşadığı anlaşılır.

Bir süre hastanede tedavi altına alınan kadın iyileşir ve 10 sene daha yaşar.

Kadın on sene sonra tekrar öldüğünde ise cenaze merasimi yine aynı kilisede yapılır.

Törenden sonra cenaze görevlileri cenaze arabasına götürmek için tabutu taşırlarken, kilisedeki aynı sütunun önüne geldiklerinde, ölen kadının kocasının arkalardan panik ve endişe dolu sesi duyulur;

“Aman Sütuna dikkat ediiiiin..!”

Ocak 27 2009

Diş hekimi ve fedakar karısı

Etiketler : , , , , ,

Ünlü diş hekimi Sami ve eşi 50. evlilik yıldönümlerini kutluyorlardı. Sami birden eşine bir soru sordu :

- Sevgilim, bu elli yıl içinde beni hiç aldattın mı ?

- O da nerden çıktı ? diye sinirlendi karısı; ” Cevabı öğrenmek istemezsin herhalde ” dedi.

- İsterim ” dedi Sami.  Lütfen anlat karıcığım…

- Madem öğrenmek istiyorsun, ” evet seni üç kez aldattım ” diye cevap verdi eşi.

- Peki kimlerdi bunlar ? diye sordu Dr.Sami.

” İlki ” diye anlatmaya başladı eşi ” Hani sen 30 yaşındaydın ve kendi kliniğini kurmak istiyordun da hiçbir banka sana kredi açmıyordu. Sonra bir banka müdürü eve geldi; hiçbir şey sormadan tüm kağıtları imzaladı ve sen en modern aletlerle kliniğini açabildin…”

“Canım benim. Benim için kendini feda ettin demek. Benim sevgili karıcığım ” dedi Sam. “peki ikincisi ?”

“Hani 50 yaşında kalp krizi geçirmiştin ya, kritik bir by-pass ameliyatı olman gerekiyordu, hiçbir doktor o cesareti gösteremiyordu. Her an ölebilirdin. Dr. Halil onca yoldan kalktı geldi, ameliyatını yaptı. Sen hayata döndün” dedi eşi.

” Ah benim sevgili karım. Hayatımı kurtarmak için kendini bir kez daha feda ettin, öylemi ?

Peki üçüncü aldatışın karıcım? ”

“Hatırlıyormusun? yıllar önce diş hekimleri odası başkanı olmak istemiştin de 247 oy eksikti, oyları tamamlamam zor oldu…

Ocak 27 2009

Doğum Kontrol, şaşılık ve körlük

Etiketler : , , , , , ,

Doğum kontrolü ülkemizin bir başka sorunu.

Dpğum kontrol konusunda Doğu Anadolu’ya bayan bir doktor görevlendirilir.

Doktor, hanımları toplar ve onlara doğum kontrolü konusunda bilgiler verir. Hap, spiral vesaire kullanıp kullanmadıklarını sorar.

Onlar da paraları olmadığı için bunları alamadıklarını, bu nedenle doğum kontrol yapmadan cinsel ilişkiye girdiklerini söylerler.

Bunu üzerine doktor açıklama yapar;

Madem bunları alamıyorsunuz o zaman kocanızla ilişkiye girdiğinizde onu biraz izleyin ve hamile kalmamak için, kocanız tam boşalacağı zaman gözü şaşı olur.

O zaman kendinizi kenara çekiverirsiniz.

Bunun üzerine orada bulunan bir kadın; ” sen ne diyon doktor hanım ” der :

Kocam şaşı olunca benim de gözüm kör oluyor !…

Ocak 27 2009

Boşanma davalarından olumsuz etkilenen çocuklar

Etiketler : , , ,

Biri 95 yaşında biri 92 yaşında karıkoca, boşanmak için hakimin karşısına çıkmış.

Hakim üzülmüş, “Yapmayın ya yetmiş yıllık evlisiniz niye boşanacaksınız ? ” demiş.

” Yok ” demiş adam,

“Biz çoktan boşanmaya karar verdik de çocuklar etkilenmesin diye, ölmelerini bekledik.”

Ocak 10 2009

Kadın Dili Bükçe

Etiketler : , , , , , , ,

KADIN DİLİ

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak, ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim, dedim. Deniz kenarında ki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum.
 Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

- Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
- İngilizce, Fransızca bir de kendi dilimi de sayarsak Türkçe’yle üç dil oluyor.
- Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
- Kadınların ayrı bir dili mi var?
- Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.
- İyi de niye Bükçe?
- Çünkü kadınlar konuşurken genellikle, söyleyecekleri sözü, net söylemezler. Eğip bükerler onun için dilin adını “Bükçe” koydum.
- Bükçe zor bir dil mi baba? diye sordu gülerek.
- Bana bak, çok önemli bir konu, eğleniyor gibisin biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek Bükçe konuşurlar sonrada senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.
- Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar.
- Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır, cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından dolayı, sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
- Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
- Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendiler leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için, leb, deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb, demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. Niye, leb, demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor, diye canları sıkılır.
- Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin, diye kızıyor bana.
- Kızarlar oğlum kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendiler gibi düşünceli olmamızı beklerler fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya . Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
- Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
- Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
- Hazırım baba.
- Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “bu gün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı andan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
- Hikaye dili yani.
- Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel,  kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde, bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.
- Ne alakası var, baba. Seni sevmiyorum demekle, kısa anlat demenin.
- Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
- Bu önemli, Bükçe’de dinlemek sevmektir, diyorsun.
- Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken, bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkeklerde imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve sözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
- Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı bir kaç saat surat astı. “Neyin var.” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?
- Böyle de iyisin, derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”
- Peki ne demem gerekiyordu?
- Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, o günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup, ağır mıyım, derse sakın “evet, biraz” falan deme “hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
- Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
- Aferim oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
- Ve asla unutmazlar, değil mi?
- Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için “biraz cimri” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
- Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
- Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “sen şunu mu demek istiyorsun” diye asla yüzüne vurmayacaksın.
İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin.”dedim. “Tamam” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de kepekli ekmek arasına yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde, bu sıralar.
- Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?
- Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş, diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
- Bükçe’de “Hiçbir şey yok” demek “Çok şey var, benimle ilgilen” demek oluyor, o zaman.
- Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama; şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadirdir, gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-B ir arkadaşım da kadınların “peki” demesi tehlikelidir, demişti.
- Doğru. Bir kadının ağzından çıkan “kuru bir peki, olur, tamam” her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
- Zor bir dil baba.
- Yok yok gözün korkmasın. Bükçe, konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
- Anlamak da pek kolay değil ama.
- Korkma o kadar zor değil. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar, ve konuşurken suçlayarak konuşurlar fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
- Nasıl yani?
- Mesela, karın sana “ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, seninle gezmek canı istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
- Küçük ama önemli detaylar.
- Aynen öyle. Mesela karın “üşüdüm” diyorsa, üstünü kalın giy demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
- Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik, belki.
- Haklısın aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
- Not mu alsaydım, epeyce detayı varmış dilin.
- Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez”dir. Fark etmezi kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap ” diye anlarlar. 
- En değerli sözcük nedir?
- Sen bil, bakalım.
- Seni seviyorum, demek herhalde.
- Evet, kadınlar “seni seviyorum” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler söylemiştim, zaten biliyor diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
- Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
- Ben de tam ona geliyordum. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kıs acık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
- Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
- Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler, değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama eğer sen hep alıp vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
- Tamam baba bunlara dikkat edeceğim.
 Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
- Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdelerini ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak.” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabi canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen,” dedim çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
- O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
- Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.  Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
- Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

Mayıs 07 2008

Suça Azmettirmede Hata

Etiketler : , , , , , , , , ,

Orası Neresi?

Telefon çalar :
A : Kızım benim, hanımı çağırıver sen bana.
H : Bir dakika efendim.
H : Alo ?
A : Ne oldu kızım, hanım nerede ?
H : Ay beyefendi nasıl sölesem, hanımefendi yatak odasında biriyle beraber.
A : Ne ! Bir adamla mı ?
H : Maalesef, beyefendi öyle.
A : Ne ! Hem de benim evimde ha! Bana bak kızım, git benim çalışma odama, aç masamın çekmecesini oradaki tabancayı al, ikisini de öldür. Emrediyorum sana !
H : Beyefendi, ben nasıl yaparım öyle şeyi ?
A : Yaparsın, bak telefonda bekliyorum, yürü haydi, çabuk ol !
İki el silah sesi duyulur…
H : Alo, beyefendi ?
A : Ne yaptın kızım ?
H : Söylediğiniz gibi silahı aldım, ikisini de öldürdüm efendim. Sonra da silahı havuza attım.
A : Ne havuzu ?
H : Bahçedeki yüzme havuzuna beyefendi, nereye olacak ?
A : Ulan bizim villada yüzme havuzu yok ki, orası neresi alooo ?

Mayıs 07 2008

Foto Reçete

Etiketler : , , , , , , , ,

Kadın eczaneye hışımla dalıp bir şişe arsenik ister.

Eczacı, arsenikle ne yapacağını sorar ve kadın “Kocamı öldüreceğim” der.

Eczacı, “kusura bakmayın ama” der:
Size, bu sebeple arsenik satmam imkansız.

Bunun üzerine kadın çantasının içinden, eczacının karısının yatakta çekilmiş fotoğrafını çıkarıp gösterince eczacı konuşur :

Hanımefendi, reçeteniz olduğunu daha önce neden söylemediniz !…

Mayıs 07 2008

Dilenci nasıl olunur

Etiketler : , , , , , ,

Adamın biri bir gün yolda giderken bir dilenciye rastlar. Dilenciye biraz para verir ve “Bununla bir sigara alırsın” der.

Dilenci “Beyim ben hiç sigara içmem”der.

Bunun üzerine adam ” O zaman bir bira içersin” der. Dilenci “Ben ağzıma içki koymam” der. ”

Sen de o zaman bir altılı ganyan oynarsın… Dilenci “Beyim ben hiç kumar da oynamam” deyince adam o zaman “Al bu parayı ve bizim eve gel “der.

Dilenci neden olduğunu sorar.  Adam “Karım seni bir görsün içki ve sigara içmeyen, kumar oynamayan bir adamın hali ne oluyor öğrensin.

Mayıs 07 2008

Iki çocuk kimden

Etiketler : , , ,

2 ÇOCUK KİMDEN ?

Adamın 6 çocuğu var ve bundan büyük gurur duyuyor.

O kadar gurur duyuyor ki, karısı çok kızdığı halde ona bile ’’6 çocuğumun annesi’’ diye hitap ediyor .

Bir gece bir davete gidiyorlar. Geç vakit adam eve dönüş saati geldiğine kanaat getirip yüksek sesle bağırıyor :

Eve gidelim mi 6 çocuğumun annesii !

Kadın son derece rahatsız ama yanıt vermekten de geri kalmıyor :

Ne zaman istersen 4 çocuğumun babası !…

Mart 18 2008

Erkekler Sırada

Etiketler : , , , ,

Yeryüzündeki herkes ölür ve Tanrı’nın huzuruna çıkarlar…
Tanrı der ki : ‘’Erkekler 2 sıra olsun, bir sırada kadınlar tarafından yönetilen erkekler, diğer sırada karılarını yöneten erkekler..

Ayrıca bütün kadınları cennete aldım. Onlar meleklerle birlikte gidecekler şimdi…’’
Böylece kadınlar gittikten sonra Tanrı erkeklerin karşısınageçer… Bir bakar ki karıları tarafından yönetilen erkeklerin sırası 100 kilometreden uzun… Ama karılarını yöneten erkeklerin sırasında sadece bir adam duruyor… Tanrı diğer sıradakilere çok kızar.

‘’ Kendinizden utanın!! Sizi bu dünyada güç ve iradenin temsilcisi olarak yarattım ve şuraya bak, hepiniz güçsüz karaktersiz 100 kilometrelik bir sıra olmuşsunuz… Bakın bir tek erkek kulum şu yan sırada tek başına gururla dikiliyor… Ondan ders alın! Oğlum, sen anlat bunlara, sen ne yaptın da ‘karısını yöneten erkekler’ sırasında bir tek sen oldun?’’

Adam cevap verir:
‘’Bilmem… Karım bana burada durmamı söyledi.’’